SON DAKİKA

Kılıçdaroğlu: Köylü milletin efendisiydi, tefeci milletin efendisi oldu

Bu haber 20 Eylül 2018 - 17:53 'de eklendi ve kez görüntülendi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tarım kesiminin henüz krizi hissetmediğini asıl seneye zor günleri göreceklerini belirterek, “Seneye asıl faturayı o zaman ödeyeceksiniz. Şimdi bunun karşılığını alamazsa çiftçi nasıl alacak ? Gazi Mustafa Kemal Atatürk ‘köylü milletin efendi’ demişti, Türkiye’nin kuruluşunda bu temel felsefe vardı. Kimseye el avuç açmayan bir Türkiye’yi ayağa kaldırdılar. Kendi kendine tarımda yeten dünyada 7-8 ülkeden biriydi. Bugün ithalat olmazsa kendimize yetemiyoruz. Köylü milletin efendisiydi, tefeci milletin efendisi oldu” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kırklareli’nin Babaeski ilçesinde tarımdaki sorunların ve çözümlerin ele alındığı Trakya’da Tarım Buluşması toplantısına katıldı. Sivil toplum örgütü temsilcileri, çiftçilerle bir araya gelen Kılıçdaroğlu, Trakya’nın en büyük sorununun çiftçinin toprağını satması olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, “Bakıyor, zarar ediyor, ektiği ürünün karşılığını alamıyor. İyi de bir fiyat çıkmış diyor ‘biz bunu satalım’. Bugün Trakya topraklarının büyük bir kısmı belli çevreler tarafından bilinçli olarak satın alınıyor. Ne olacak buradaki çiftçi, büyük buranın çiftçisi, büyük kentlerin varoşlarında taşeron işçisi olacak. Alın teri dökecek yer bulamayacak. Bu doğru değil, devletin bu konuda sağlıklı ve tutarlı bir politika yapması gerekiyor. Çiftinin istediği karnın doyması ama sadece karnı koymayacak. Hem karnı doyacak hem de hayat standardı da yükselecek. Herkesin hayat standardı yükselirken, çiftinin yükselmezse iki sınıflı bir toplum yaratmış oluruz. Bir ezenler, iki ezilenler. Çiftçinin ezilenler sınıfında olması doğru mu?” dedi.

‘DEVLET KENDİ ÇİFTÇİSİ İLE MÜCADELE EDER Mİ?

Dünyanın bütün ülkelerinde tarımın stratejik ve vazgeçilmez sektör olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Evinize buzdolabı almayabilirsiniz, araba, televizyon, koltuk takımı almayabilirsiniz ama günde 3 öğün yemek zorundasınız. Hiç kimse kendisini açlığa mahkum edemez. Peki bizde ne oldu, 2007 önce dünya bankası sonra IMF açıklama yaptı. Tarıma yapılan destekleri kesin. Vermeyin. Vermediler 100 milyar liranızı vermediler. Türkiye tarım alanından çekilsin istendi. Bugüne kadar izlenen politika bilinçli bir politikadır. Son 16 yılda bu politikaların sonucu ne oldu? 48 milyon ton buğday ithal ettik, 15 milyon ton mısır, 5 milyon ton pirinç, 8.5 milyon ton ayçiçeği, 22 milyon ton soya, 12 milyon ton pamuk, 365 bin ton nişasta bazlı şeker ithal ettik. Şekerpancarı fabrikaları neden kapatılıyor? 72 milyar dolarlık tarımsal ham madde ithal ettik. 17 milyon ton bitkisel yağ, 18 milyon ton küspe ithal ettik. Bunların içerisinde daha saman yok, canlı hayvan da yok. 189 milyar dolar ödedik.”

‘TÜRKİYE ÖNÜMÜZDEKİ YIL AÇLIKLA KARŞI KARŞIYA’

Kılıçdaroğlu, bütün çiftçi kardeşlerine seslendiğini belirterek, “Bizim çiftçiye ödeseydiniz, bizim çiftçimiz sadece Türkiye’yi değil, Ortadoğu’yu değil, bütün Avrupa’yı doyurur muydu? Evet doyururdu. Bu bir parti olayı değildir, bu bir Türkiye olayıdır. Ne oldu sadece bu mu ? Hayır. Gerçekten komik ama sanki Türkiye’de bütün araziler ekiliyor, ekilecek bir metrekarelik yer kalmadı gittiler Sudan’dan 7 milyon 805 bin dönüm yer kiraladılar. Kanola ekeceklermiş, Türkiye’ye daha ucuz getireceklermiş. Bir devlet kendi çiftçisiyle rekabet eder mi? Senin ne işin var Sudan’da, ekeceksen Türkiye var, ver parayı eksin. Türkiye’deki çiftçi önemli değil, onun oyu çantada keklik diyor. Bu oyuna gelmeyin, gelirseniz yarına topraklarınız olmaz. Türkiye önümüzdeki yıl açlıkla karşı karşıya gelirse hiç şaşmasın” dedi.

‘TEFECİ MİLLETİN EFENDİSİ OLDU’

Kılıçdaroğlu, bu yıl tarım yapanların krizi fark etmediğini belirterek, çiftçilere daha yolun başında olduklarını anlatarak, şunları söyledi:

“Seneye asıl göreceksiniz. Ben size örnek vereyim, bakın üre 50 kiloluk torbası 2017 yılında 67.5 liraydı, 2018 Eylül ayı 110 liraya çıktı. Gübre 85 liraydı, şimdi 162.5 liraya çıktı. Böcek ilacı Ocak ayında 80 liraydı, şimdi 147 liraya çıktı. Bakımlı mantar ilacı 105 liraydı, 220 liraya çıktı. Yabancı otla mücadele ilacı 20 litrelik 716 liraydı, bin 331 liraya çıktı. Seneye asıl faturayı o zaman ödeyeceksiniz. Şimdi bunun karşılığını alamazsa çiftçi nasıl alacak ? Gazi Mustafa Kemal Atatürk ‘köylü milletin efendi’ demişti, Türkiye’nin kuruluşunda bu temel felsefe vardı. Kimseye el avuç açmayan bir Türkiye’yi ayağa kaldırdılar. Kendi kendine tarımda yeten dünyada 7-8 ülkeden biriydi. Bugün ithalat olmazsa kendimize yetemiyoruz. Köylü milletin efendisiydi, tefeci milletin efendisi oldu. Ne demek tefecilik? Tefeci şudur, tarlası varsa da çalıştırmaz, fabrikası yoktur, bir masası, bir sandalyesi vardır. İster büroda olur, ister evinde olur. Elinde telefonu, dolabında da viskisi vardır. Bakar kim yüksek faiz veriyor, gider yatırır zamanı gelince alır atar cebe. İşçi yok, grev yok, toplu sözleşme yok. Banka kredi, taksisi, kira, ilaç, gübre derdi yok. Kim paraya faizi verirse onun düdüğünü çalar. Geldiğimiz nokta budur. Şimdi onlar milletin efendisidir, toplumun efendisi tefeciler. Diyeceksiniz ‘Ey Kılıçdaroğlu bunu nerden çıkardın?’. İçeriye dönen faiz, yani yurt dışında devlet tahvili, hazine bonosu alıp köşeyi dönenler ait faiz 16 yılda 199 milyar 532 milyon lira. O dönem faizin alındığı tarihteki dolara çevirdiğimizde de 408 milyar dolar ediyor. İçerideki tefecilere ödenen faizdir. Hiç kimse alın teri dökmedi, parası var devletten alıyor. Bir de yurt dışında tefeciler var. Borç alıyoruz ya yurt dışından, borç alan emir alır. Dışarıya ödenen para ise yurt dışındaki tefecilere bir avuç Londra’da bunların ağırlığı, 156 milyar 293 milyon dolar. Boşuna demiyorum. Bunların hiç birisinin üretimle ilgisi yok. Bunlar sadece paraları var, oradan faiz geliri elde ediyorlar. Bunları sizler ödüyorsunuz, yine geliriniz düşüyor. Bunun için.”

‘İKİ YAPILI TOPLUMA GİDİYORUZ’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu iki yapılı bir topluma doğru hızla gidildiğini öne sürerek, şunları dedi:

“Bir sarayda yaşayanlar ve onun çevresi. Sarayda yaşayanlar ve onun çevresi son derece huzur içinde, refah içinde. Sabah badem sütüyle efulili bilmem nelerle besleniyorlar. Efendim kriz yok, e doğru sarayda kriz yok. Sarayda ne krızi olacak. Bir elin bağda bir elin yağda. Kriz nerede kriz vatandaşta. Vatandaşın cebinde mutfağında kriz. Hala bunun farkında değil. Kendi sarayın mutfağına orada her şey var. Görüyor sarayın mutfağında her şey var sonra diyor, görüyor sarayın mutfağına bak her şey var. Sabah badem sütü efulili bilmem nelerle, görüyor sarayın mutfağını beyler her şey var kriz nerede? Git birde bakalım Ali’nin Veli’nin Muhammet’in evine ya onun mutfağı nasıl acaba? Dolabında ne var acaba? Bunların vurgunu sadece faiz vurgunu değil. Bir şey daha var. Günlük iyi paralar kazanıyor. Günlük Türk lirası oynar onlar giderler 1 dolara çeviriler, bir Türk lirasını çevirirler para kazanırlar. Hayatın içinden 13 Eylül 2018 sabah açtınız televizyonu doların kuru 6.37 kuruş. Türkiye Varlık Fonu Başkanı Sayın Erdoğan, TESK genel kurulunda konuşuyor. Konuşmasını bitiriyor doların kuru  6.54’e çıkıyor. Öğleden sonra Merkez Bankası para kurulu toplanıyor faizleri Ocak ayına göre yüzde 8’den yüzde 24’e çıkarıyor. Yani 3 kat artırıyorlar. Doların kuru 6 lira, 3 kuruşa düşüyor. 1 milyon oları olan 5 saat içinde 84 bin 577 dolar para kazanıyor. Kimin parasını kazanıyor, sizin paranızı kazanıyor. Eğer paranızı tefeciye kaptırdıysanız, geldiğiniz nokta budur. Türkiye böyle soyuluyor. Cumhuriyetin kuruluşuna götüreyim sizi. Milli kurtuluş savaşı veren dedelerimiz atalarımız, hiç kimseye gidip el avuç açmadılar. Yalvarmadılar. Yalvarıp bize borç para verin demediler. Bunlar ne yapıyor içerde dış güçler edebiyatı bazen kendisi bazen damadı. Biri Londra’ya gidiyor, br daha gidiyor. Almanya’ya gidiyor, bir daha gidiyor. Fransa’ya gidiyor bir daha gidiyor. Katar’a gidiyor, bir daha gidiyor. Niye gidiyor? Ne olursunuz bana borç para verin. Yalvarıyorlar. Milli kurtuluş savaşı veren onuruyla yaşayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin düştüğü hal budur. Bunu da sizin vicdanınıza teslim ediyor. Çıkıp bu böyle diyemiyorlar. Diyemezler de zaten. Bunların tamamı devletin rakamları benim değil ki. Açın hazineyi açın Maliye Bakanlığı’nı bu rakamlar orada yazıyor. Efendim sadece bunlar mı? Hayır.”

UÇAK TEPKİSİ

Kılıçdaroğlu, Katar’ın hediye ettiği uçağı da eleştirerek, Cumhurbaşkanı’nın iyi bir uçağa binmesine ‘evet’ dediklerini belirterek, şöyle dedi:

“Cumhurbaşkanı iyi bir uçağa binsin mi evet binsin. Bizim paramızla alınmış uçağa binmesi lazım. Gazetecileri götürür hiçbir itirazımız yok. Türkiye’yi zaten karpuz gibi böldüler. Ama bir şey var, Türkiye’nin onuru, haysiyeti. Hiç kimse Türkiye’nin onuru ve haysiyeti ile oynayamaz. Dünyanın neredeyse en pahalı uçağı. Katar emiri satacak, bizimki ilgilenmiş. Biz 400 milyon dolar biliyorduk, meğer 500 milyon dolarmış. Daha içi yapılacak o ayrı, boyanması falan 100 milyon dolarmış, bunlar da olacak. Şimdi ben size neyi anlatayım? Çiftçinin durumuna bakın, sarayın durumuna bakın. İki sınıflı bir toplum oluşuyor hızla. Saray ve etrafındakiler ve halk. Saray ve etrafındakiler Lale devrini yaşıyor, her türlü lüks var. Dünyanın her yerinden yiyecekler geliyor, en pahalı yiyecekler. Halk yarın ne yapacağını bilmiyor ve halkın önümüzdeki süreçte bir bahar temizliği yapma hakkı var. İşçisi, köylüsü, sanayici, tüccarı herkes, hepimiz bir bahar temizliği yapacağız. Önümüzdeki yerel seçimler var. Bahar temizliği yapmak zorundayız, Türkiye bu kadar lüksü bu kadar şatafatı kaldırmıyor. Adana’da bir adam işsizlik nedeniyle, yoksulluk nedeniyle çocuklarını eşini öldürdü ve intihar etti. Yakınını aradım, ‘yoksulluk her şeyi yaptırdı bize’ diyor. Bir intihar edenler var, kendisini yakanlar var, çocuklarını öldürenler var. İşsizlik, yoksulluk nedeniyle, bir de bunları hiç duymayan dünyanın hiçbir uygar medeni devletinin kabul etmediği şartlarda yaşayanlar var. Katar emiri kalksa Türkiye aleyhinde bir şey söylese ne diyecek bu beyefendi? ‘Yanlış yaptın’ dese ‘otur oturduğun yerde bak sana uçak verdim’ der. Başka bir şey demez. Uçağı bile sana ben verdim, istiyorsan yarın başka bir şey vereceyim’ diyecek. Doğu Akdeniz’de İsrail, Katar, Mısır, Yunanistan doğalgaz arıyorlar. Türkiye karşı çıktığı için Katar’a bir şey diyemiyorlar. Sen o ortaklığın içerisinde neden varsın demiyor. Söyledikler şu bu kadar olmamalı, başka bir şey diyemiyorlar. Arada uçak var. Türkiye’yi temsil eden bir kişi onurunu bir uçağa, haysiyetini bir uçağa satamaz. Uçak istiyorsan, biz sana alalım. Zaten 10 tane uçağın var. Yeni uçak istiyorsan alalım, boğazımızdan keselim, alalım. Elin uçağında ne işin var senin ? Katar emiri eğer bir şey yapmak istiyorsa, öğrenci yurdu yapsın. Binlerce öğrenci yurt arıyor. Neden yurt yapmıyorsun ? Öğrencilere yurt yap, biz de senin adını yazalım. Madem Türkiye’yi çok seviyorsun. Türkiye’yi değil bir kişiyi seviyor. Niye sevdiğini de tam anlamış değiliz. Türkiye bu koşullarda uzun süre gidemez. Bu anlattıklarım bir parti olayı değildir. Türkiye olayıdır, Ak Parti’ye oy verenlere de sesleniyorum, onların da onuru, haysiyetleri var. Biz içerde tartışırız ama dışarıya karşı kol kolayız biz. Bu ülkenin haysiyetini ve onurunu koruyacak olanlar hediye alanlar değil hediyeye karşı onurlu dik duranlardır ancak, budur.”

‘SEN HANGİ MİLLİYETÇİLİKTEN BAHSEDİYORSUN’

Kılıçdaroğlu, bir sıkıntıları daha olduğunu belirterek, “Bir sıkıntımız daha var, sadece bunlar sorumlu değil tabi, Bütün bu rezaletleri görüp hala destek verenler de sorumludur. Kimi kastettiğimi biliyorsunuz herhalde? Bütün bu rezaletler yaşanırken, biz hala destek vereceğiz diye meydan meydan gezip gel beraber oturalım ittifak yapalım diyenler de sorumludur. Milliyetçilik lafı sıradan bir laf değildir. Milliyetçilik vatanseverliktir, vatanın onurunu ve haysiyetini korumaktır milliyetçilik. Siz uçağı alan kişinin arkasına dizilip, Katar, Katar destek verirseniz ben her şeyden önce sizin milliyetçiliğinizi tartışırım. Milliyetçiliği en iyi anlatan bize rahmetli Ecevit’tir. Onun milliyetçiliğini sorguladıklarında ‘Ben Akdeniz’in dalgalarına, Kıbrıs’ın Beşparmak dağlarına milliyetçiliği yazdım’ diyor. Sen hangi milliyetçilikten bahsediyorsun. Bizim kitabımızda umutsuzluk yoktur. 16 Mayıs 1919’da  Bandırma’ya gidip, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Gazi’nin yanında çok az kişi vardı. Bugün biz milyonlarız, güçlüyüz. Yeter ki onurumuzu ve haysiyetimizi korumak için dik durmaya devam edelim. Hiçbir güç alt edemez. Ne mahkemeler, ne savcıları, ne polisleri, hiç kimse bizi alt edemez. Neden? Çünkü biz haklıyız. Haklı olduğumuz için sonuna kadar davamızı savunacağız. Bu dava bağımsız gelişmiş, kalkınmış, herkesin karnı doyduğu bir Türkiye Cumhuriyeti davasıdır. Bizim davamız kutsal bir davadır” dedi.