İstanbul
Ankara
İzmir
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Aksaray
Amasya
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bartın
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Düzce
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkâri
Hatay
Iğdır
Isparta
Kahramanmaraş
Karabük
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırıkkale
Kırklareli
Kırşehir
Kilis
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Mardin
Mersin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Şırnak
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak
USD32,19
EURO34,99
GBP41,00
BIST10.895,25
GR. ALTIN2.519,07
BTC2.257.443,66
21 Mayıs 2024, Sal

İklim Değişikliği Ekolojik Dengeyi Bozuyor

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

TRAKYA Üniversitesi Doğal Afet Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Musa Uludağ, son günlerde yaşanan doğal afetlere dikkat çekerek, “Dolayısıyla iklim değişikliğini de bunun içine katarsak biz artık doğa uyumlu, doğayla barışık yaşam alanları oluşturmak zorundayız. Bir de artık ekolojik şehirleri, yeşil şehirleri oluşturmak zorundayız” dedi.

EKOLOJİK DENGE BOZULUYOR
Trakya Üniversitesi Doğal Afet Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Musa Uludağ, iklimin kendi salınımları olduğunu, özellikle dünyanın yörüngesel hareketleri yıllar içerisindeki süreçlerin etkili olduğunu belirterek, kurak ve nemli dönemlerin yaşandığını söyledi. Doç. Dr. Uludağ, “Fakat son yıllarda bu salınımlar daha keskin ve ekstra değerler olarak karşımıza çıkmaya başladı. Bu da iklimin ekstrem olaylarını arttırdı. Dolayısıyla bu yıl mesela çok ciddi kuraklıklar yaşadık. Ama aynı zamanda da bu sıcak ve kuraklık dönemin arkasından ani sağanaklar meydana geliyor. Dünya üzerinde küresel iklimi belirleyen en önemli parametreler okyanus ve denizlerin sıcaklıkları. Son yıllarda özellikle bu küresel iklim değişikliği ve küresel ısınmaya bağlı olarak deniz suyundaki sıcaklık artışları atmosfere bol miktarda nem pompalıyor. Bu nemin atmosferde uzun süre kalması mümkün değil. Bir şekilde düşecek. Bu atmosferde olması gerekenden daha fazla bir hidrolojik döngüye katılan su buharı ani sağanakların ve ekstrem olayların yaşanmasına sebep oluyor. Ama bunun afet boyutuna dönüşmesinde diğer bir faktör var. Özellikle kıyılarda bu kıyı dediğimiz zaman biz genellikle deniz kıyılarını anlıyoruz ama akarsu kıyıları, göl kıyıları da bu kıyı kapsamı içerisinde yer alıyor. Kıyılarda insan müdahalesinin çok fazla olması, birçok mühendislik çalışmasının yapılmış olması, yanlış mühendislik çalışmalarının yapılmış olması, doğal süreçlere uymayan uygulamaların yapılmış olması ve son yıllarda adına ıslah dediğimiz dere ıslah çalışmaları akarsuların kanallara ve beton kanallara alınması zaten dengesiz olan yağış sisteminin doğal ortam üzerine veya insanlar üzerine etkisini arttırarak devam ettiriyor” dedi.

‘ŞEHİRLER 4-5 DERECE DAHA SICAK OLABİLİYOR’
Türkiye’nin iklim şartları içerisinde yüzde 72’sinin orman olması gerektiğini söyleyen Uludağ, “Ama bugün orman varlığımız yüzde 22 civarında. Dolayısıyla ormanlık bir alanda yağışın etkisiyle açık bir alanda yağışın etkisi çok daha farklı olur. Türkiye’de antropojen step dediğimiz bir kavram var. Yani insanların yanlış arazi kullanımının, doğayı yanlış kullanımının ve tahribatının sonucu normal şartlarda step olmaması gereken yerler step oluyor. Bu da birçok süreci beraberinde getiriyor. Yine aşırı şehirleşme, betonlaşma şehirlerde yüksek sıcaklık adacıkları dediğimiz aşırı ısınmaya sebebiyet veriyor. Şehirler çevrelerine göre doğal ortama göre 4-5 derece daha sıcak olabiliyor. Bu da ısınan hava hızla yükselir. Yükselme ne kadar hızlı olursa geriye yağışa dönüşmesi ve ani yağışa dönüşmesi, sel karakterli yağışa dönüşmesi o kadar kolay olur” diye konuştu.

‘BAZI BÖLGELERDE YAPISAL DEĞİŞİKLERE NEDEN OLABİLİR’
Doç. Dr. Uludağ, iklimde meydana gelen değişimin, meteorolojik ve hidrolojik afetlerin şiddetini ve boyutunu arttırabileceğini belirterek, “Bazı bölgelerde yapısal değişikliklere neden olabilir. Örneğin geçtiğimiz yıllarda Ankara ve çevresinde normalde çölde büyük sahrada görünen kum fırtınalarını Ankara ve İç Anadolu’da gördük. Bu tamamen iklimin kurak geçmesi aynı zamanda arazinin tahrip edilmesi, çoraklaştırılması ve bir çölleşme kavramının sonucu. Tabii burada çölleşmeyle kastettiğimiz buranın çöl olduğu anlamında değil, yapısal olarak çöle benzemesi anlamında. Ve bu doğal bir süreç değil, tamamen insan kaynaklı. İnsanın doğayı tahrip etmesinin sonucunda, dolayısıyla insanın doğa üzerindeki müdahaleleri bu doğal olayların afete dönüştürülmesini hızlandırıyor ve etkisini arttırıyor” ifadelerini kullandı.

‘DOĞA GERİ ALIR’
Son zamanlarda deniz kıyılarında gelen fırtınaların normal olduğunu söyleyen Doç. Dr. Uludağ, “Çünkü bir iklim değişiminden bahsediyoruz, denizlerin aşırı ısınmasından bahsediyoruz. Bunlarda meteorolojik olayların şiddetini arttırabilir. Ancak biz kıyı kanununa muhalefet ederek kıyıda doğaya rağmen yapılaşmayı, kara yolu yapımlarını kıyı alanlarının yapılaşmaya, dolgu yapılaşmaya, açmaya devam edersek doğa bir gün onu gelir bizden alır. Ve bunu da devamlı yapıyor. Biz bundan sonra buna kalkıp doğal afet diyoruz. Dolayısıyla burada en önemli şey; şehir planlarının 1 yıllık, 2 yıllık, 3 yıllık veya bir belediye başkanının yönetim süresi sınırları içerisinde yapmamamız gerekiyor. On yıllar sonrası duruma deniz seviyesi değişimlerine, iklimde meydana gelebilecek ekstrem olaylara uygun planlamalar yapmamız gerekiyor. Çünkü afetler ekstrem olaylarda meydana gelir. Ama biz planlamaların ortalama değerlere göre yapıyoruz. Dolayısıyla bu da ciddi afetler sonrasında can ve mal kaybına ve telafisi, imkanı mümkün olmayan olaylara neden oluyor” ifadelerini kullandı.

‘DOĞAYLA UYUMLU YAŞAM ALANLARI OLUŞTURMALIYIZ’
Doç. Dr. Uludağ, doğa sistemli bir eğitimin uygulanması gerektiğini ifade ederek, “Bunun tabii en önemli ayağı bana göre eğitim. Çünkü eğer biz doğa temelli bir eğitimi milli eğitim sistemimizin içerisine adapte edemezsek, yetiştireceğimiz insanları doğanın dilini anlayan insanlar şekilde yetiştiremezsek, bu afetleri daha uzun yıllar yaşarız. Çünkü bugünkü yöneticiler 10 yıl, 20 yıl sonra bugünkü çocuklara yönetimi bırakacaklar. Ama aynı bakış açısı devam ettiği sürece bunları çözmemiz mümkün değil. Dolayısıyla iklim değişikliğini de bunun içine katarsak biz artık doğa uyumlu, doğayla barışık yaşam alanları oluşturmak zorundayız. Bir de artık ekolojik şehirleri, yeşil şehirleri oluşturmak zorundayız. Kentsel sıcaklık adası dediğimiz kavramlar özellikle şehirlerin aşırı betonlaşması. Buna bağlı olarak güneşten gelen enerjinin şehirde absorbe edilmesi ve şehir ve kent alanlarındaki yeşil alanların çok sınırlı olması küçük küçük alanlara biz diyoruz ki; işte orman diyoruz 10 tane fidan dikiyoruz adına orman koyuyoruz. Bu şekilde olmaz. Özellikle bu kuru derelerin, şehrin, mahallelerin birbirinden yeşil kuşaklar halinde ayrılması gerekiyor ki, güneşten gelen enerjinin ısınmanın kentsel sıcaklık adası oluşmasına imkan vermeyecek şekilde meydana gelmesi gerekiyor. Ve dolayısıyla kentsel sıcaklık adacıkları özellikle ani sağanakların kent sellerinin kent taşkınlarının oluşmasında çok önemli bir rol oynuyor. Bunun önüne geçmek zorundayız” diye konuştu.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
İklim Değişikliği Ekolojik Dengeyi Bozuyor
Bizi Takip Edin